Mücahede Nedir, Mücahit Kimdir?


Mücahede Nedir, Mücahit Kimdir?

                 -Ezber Yapanlar İle Ezberini Bozmayanlar İçin-

 

Mücahede Nedir, Mücahit Kimdir?

"Huzzarı kiram!

İstanbul'un muvakkat kaydiyle kuvayi ecnebiye tarafından işgal olunduğu ve bütün esasatiyle makamı hilâfet ve merkezi hükûmetin istiklâli iptal edildiği malûmunuzdur. Bu vaziyete ser furu etmek, milletimizin teklif olunan ecnebi esaretini kabul etmesi demekti. Ancak istiklâli tam ile yaşamak azmi katisinde olan minelezel hür ve ser azad milletimiz esaret vaziyetini kemali şiddet ve katiyetle reddetmiş ve derhal vekillerini toplamaya başlayarak meclis-i âlinizi vücuda getirmiştir. Bu meclis-i âlinin reis-i sinni sıfatiyle ve tevfiki ilâhi ile milletimizin dahilî ve harici istiklâli tam dâhilinde mukadderatını bizzat deruhte ve idare etmeye başladığını bütün cihana ilân ederek büyük millet meclisini küşâd eyliyorum."

Sinob Mebusu Şerif Bey, meclisimizin en yaşlısı olmak sebebiyle reis-i sinnin sıfatıyla efrenci 24 Nisan 1920 günü yukarıdaki nutku irad etmek suretiyle Büyük Millet Meclisimizin küşâdını ilan etmiştir.

Nutku, kısmen Latin hurufuyla yayımlanmış ilgili Meclis Zabıt Ceridesi'nden iktibas ettik. Okunan nutuktan o gün kimin ne anladığını, Ceridenin devamından anlıyoruz.

Peki, Cerideyi bugün okuyanlar ne anlıyor?

Nutkun ve ceridelerin devamını okuyunca vekillerin bir mücahededen bahsettiklerini, kendilerini mücahit olarak tanımladıklarını görüyoruz. Sadeleştirilmemiş yani kuşa çevrilmemiş Ömer Nasuhi Bilmen mealine göz atacak olursanız, Ceridedeki konuşmaların Kur'an mealinden okunuyormuş gibi olduğunu hissedersiniz.

Cerideleri originalinden okuyanlarımızın ise birçoğumuzun hissettiği şeyi aynel yakin görecekleri muhakkaktır. Köhne Osmanlı Devleti'nin talim terbiyesinin ne vaziyette olduğunu Ceridelerden takip edebilenler bugünkü eğitim sistemiyle mukayese edince ne hissediyorlardır? Kimseden insaf etmesini beklemiyoruz. Hele hele akademide oturduğu yetmiyormuş gibi ortalıkta boy gösterip, dedesinin mezar taşını okuyamayanlarla dalga geçen ahlaksız alçaklardan da bir beklentimiz tabii ki yok.

Akademiklerin dillerinden ismi düşmeyen, istikamet tayin edicilerden Ziya Gökalp, efrenci 1922 senesinde İleri'de yayımlanan Tekâmül Mefkûresi serlehvalı yazısında şöyle diyor:

"Eğer bundan sonra gayet seri bir surette milletimizin dahilî hayatı inkişaf etmeyecekse, haricî istiklâlimiz yeniden sektelere uğrayabilir. Yeniden tehlikelere düşebilir. O halde istiklâl mefkûresi tamamiyle tahakkuk ettikten sonra, biz aramasak bile, yeni bir mefkûre kendiliğinden infilâk edecektir. Bu yeni mefkûre, tekâmül mefkûresidir. Hazret-i Peygamber, İslâm devletinin istiklâlini temin eden Bedir muzafferiyetinden avdet ettiği sırada <<Cihâd-ı asgardan cihâd-ı ekbere dönüyoruz>> buyurmuştu. Şimdi bizde aynı haldeyiz. İstiklâl mücâhedesi cihâd-ı asgarımızdı. Onu bitirince cihâd-ı ekberimiz olan tekâmül mücâhedesine başlayacağız. Fakat, bu mücâhede çok uzun sürecektir. Demek ki daima millî bir Mîsakımız mevcut olacaktır."

Değme nevzuhur İslamcı'nın dillendiremeyeceği, diğer fikriyat sahiplerinin izaha fehminin yetemeyeceği bu sözleri Ziya Gökalp'ten duymak size ne hissettirdi?

Gelinen değil, düşülen seviye itibarıyla İstiklal Harbinin intikamının alınmadığını neden düşünmeyelim?

 

Muhammet Nuri Altun

Erzurum - 27 Muharrem 1447

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar