VELİ BEY - 1


VELİ BEY - 1

VELİ BEY - 1

İlk İlyas uzandı masadaki tomara. Çocuk yaşlarda yaş, avantajı elde bulundurmak anlamına gelir. İhtiyar kelimesinin seçim yapmak anlamına geldiği düşünüldüğünde bahsimiz daha da anlaşılır olacaktır. Zira yapılması gereken seçim kaçınılmaz olduğunda yaşı büyük olan kendi sırasını tayin eder. Aslında mesele doğrudan yaş ya da yaşa hürmet meselesi değildir. Gerçekten kendi başının çaresine bakmak gereken her yerde olduğu gibi mesele cüsse meselesidir. Güçlü olan güçsüze seçenek sunma imkanına kavuşur. İlyas da seçenek sunmadan önce seçimini yaparak en üstteki banknotu aldı ve hızlıca koydu cebine.

Müdür bey getirip bırakmış desteyi. Çocuklar ne yapacaklarını bildikleri için ayrıca bir tembihte bulunmamış, bırakıp gitmiş. Çocuklar ne yapacaklarını biliyorlar… Zaten herkes bilir masanın ortasında bir deste para duruyorsa onun paylaşılması gerektiğini. Masadaki çocuk sayısı kadar banknot olur destede. Bazen bir fazla bazen bir eksik olduğu da olur. Fazla olduğunda bir kişi eksiktir masa. Sonda kalan çocuğa para yetmezse genelde birisi kendi hakkıyla iktifa etmemiştir. Bu yüzden de ilk İlyas alıyor parasını. Bunlar hep anlaşılabilir şeyler tabi. Çocukların hakkından fazlasına göz dikmesi falan da anlaşılabilir bir şeydir. Esas anlaşılması güç olan durum başka. Bu çocuklara dağıtılmak için verilen yardım parası nasıl oluyor da her seferinde bir çocuğa bir banknot düşecek şekilde denk geliyor? Burada mevkii itibariyle ihtiyar müdür beyde. Onun hakkıyla iktifa etmemesi anlaşılabilir şeylerden biri değildir.

İlyas bir kamyoncunun oğluymuş. Babası tek şeritli yollarda peşine denk geldiğiniz zaman şansınıza sövdüren kamyonlardan sürüyormuş. Hani kahvehane köşelerinde öksüre öksüre sigara dumanı soluyan işçi emeklisi, ihtiyara göre genç; gence göre ihtiyar adamlara benzeyen kamyonlardan. Bir gün ortasında, aslında şartlar kaza yapmaya hiç uygun olmayan bir gün ortasında, babası kamyonuyla uçuruma yuvarlanmış. Babası suçsuzmuş kazada, öndeki arabaya vurmamak için aniden sağa kırınca direksiyonu olanlar olmuş. Tabii hiçbir kazada bizimkiler suçlu olmazlar ama burada hakikaten suçsuzmuş yani. Öndeki arabanın şoförünün kafası güzelmiş. Paldır küldür çıkmış yola. İlyas bir bunu biliyor kazaya dair bir de kazaya sebep olan arabanın plakasının renkli olduğunu. Ne hangi renk olduğunu biliyor ne de renkli plakanın ne anlama geldiğini.

Harçlığını alıp hızlıca yatağına giden bıçkın oğlanın adı da Kerem. Hızlıca yatağına gidiyor çünkü canı biraz sıkkın. Yetimhaneye her ay gelen kuaför bu ay işi çıktığı için başkasını göndermiş. Kendisinden önceki çocukların nasıl istediğiyle ilgilenmeyen berber tüm çocukları tornadan çıkmış gibi tıraş edip gitmiş. Kerem de bu değiştirilemez şablondan nasibini almamak için saklandığından müdür bey biraz kızmış ona.

Kerem yetimhanenin en büyüğü olmamasına rağmen en eskisi. Çok küçükken girmiş buraya. Evlatlık olarak da bir yere gidemediği için bu kara yağız oğlan, yetimhanenin gediklisi olmuş. İnsanlar kedi seçerken nasıl davranıyorlarsa evlatlık seçerken de öyle davranıyor olsa gerek… Yeni evliymiş annesiyle babası. Düğün masrafları, borçlar, kira derken gece gündüz çalışmak zorunda kalmışlar. Annesi hamile olunca işler masraflar hepten bir ele bakar duruma gelmiş. Enflasyondu, faizdi, kurdu derken yetişmek ne mümkün tabii. Geceleri mesai üstüne mesai yapmak bir mecburiyet haline gelebiliyor bu durumlarda. Aslında bunların bir düzeni, bir kuralı vardır elbet ama kuralların üstünden atlamanın cevvallik olduğu bir yer bizim memleket. Bir yerde de iyilik yapıyor ustabaşı fazladan mesai yazıyor, neticede para lazım. Uygulanmayan kural bu olsa bir nebze makbul olabilir. Peki para sadece işçiye mi lazım? En çok patrona lazım! Kurduğu bilmem kaçıncı iktisadi teşebbüsünde darboğaza giren şirket bazı önlemleri tehir edebiliyor bazen. Denetmenler güzelce ağırlanıp çıkarken “bir sonrakine tamam edelim” ricaları genel müdürler tarafından reveranslarla kabul ediliyor.

Bir gece saat oldukça geç olmasına rağmen çalışırken makine başında uyukluyor babası. Kimse ne olduğunu anlayamadan bir acı ses, makinadan gelen gümbürtü ve sonrasında uzun sessizlik. Aslında bir acil fren tertibatı ve yine acil durumlarda sensöre bağlı faaliyeti durdurma mekanizmaları varmış. Fakat faal değillermiş zira bir kere devreye girdi mi yeniden çalışması oldukça masraflıymış. Yanlış alarm sebebiyle aktifleşmesin diye de gayrı faal tutuluyormuş. Kerem’in babasının tanınmaz haldeki cesedi makinadan alınıp ufak bir temizlik yaptıktan sonra makina hızlıca çalışmaya yeniden başlamış mesela… Kerem’in annesi köydeki baba evine dönmüş amma yıl boyu bir ineğin arkasını gözleyen fukara dedesinin takati yetmemiş iki boğaza. Kızını münasip biriyle evlendirirken “devlet baba bakar” demiş yeni damadına.

Masada kalan son iki banknot iki kardeşin. Sadece birbiriyle konuşan bu sarışın iki kardeşin doğumları iki dakika arayla olmuş. Filmlerde gördüğümüz ben abiyim sen kardeşsin kavgası yoktur aralarında. İki dakikanın hesabını güdecek feraha kavuşamamalarından olsa gerek… Anneleri doğumda vefat ediyor, durduramıyorlar kanamayı. Fakat zaten durmayan bir kanaması varmış üç aydan beri. Koruma polisi olan eşi korumakla vazifeli olduğu beyefendinin arabasına eskortluk yaparken çapraz ateşe tutuluyor. Mafya hesaplaşması diyorlar. İşin dikkat çeken yanı devlet tarafından kendisine koruma tayin edilen adamın saldırı esnasında arabada olmaması. Saldırı olacağı haberini önceden aldığı için araca binmiyor fakat haberi teyit etmek ve hasımlarının hamlesini boşa düşürmek için de konvoyu alıkoymuyor. Bir kurşun saplanıyor polisin ciğerine, karısının ciğeri de dağlanıyor. Öyle oluyor ya şimdi ateş düştüğü yeri yakıyor. Ateşin düştüğü yerden filizlenmiş şehit oğlu ikizler. Sadece birbirleriyle konuşuyorlar. Psikologlar ne kadar travma sebepli olduğunu iddia etseler de temizlikçi Fatma abla “küsmüş bunlar millete” diyor. Artık hangisi doğruysa… 

Kimi anlatsak benzer şeyler çıkar buradan. Ama anlatmak gereken birileri daha var. Memleketin bu günahsız sabilerinin cebine giren üç kuruş “yardım” parasının yardımseverleri… Bu yardımların çoğu yardımı yapanların malından eksiltmez. Bunu İslami bir noktadan söylemiyorum zira Allah kendi rızası için tasadduk edenlerin malına kefil olduğunu söylüyor. Bu baylar işlerini dünyanın çarklarının bir yerlerine raptetmiş adamlardır. Ödemediği vergi borçları için kırk yere rüşvet yedirdikten sonra itibarını perçinlemek için de fotoğraflı filmli yardım yapan Veli Bey gibi mesela. Veli Bey ki Veli Bey ha! Semirmiş göbeği yetimhaneden iki üç çocuğun yaşam alanına denktir Veli Bey’in. Elinin altında çalışanların kirasını denkleştirmek için çırpındıkları evleri beyefendinin sarayının bir odasıyla belki yarışabilir. Emeğini payimal edip kanına ekmek doğradığı adamların en ufak itirazlarına -haşa- Rezzak-ı Alem havalarına girip “ekmeğinizi ben veriyorum ulan” diye mukabele edenlerden Veli Bey! O kırk rüşvet yiyenin veli nimeti Veli Bey! Veli bey ya arabasının plakası renkli Veli Bey! Fabrikatör Veli Bey! Hasımlarına her şartta göz dağı vermesini bilen Veli Bey!..


Mücahid YAMAN

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar