DEMOKRASİDEN BU KADAR


DEMOKRASİDEN BU KADAR

demokrasiden bu kadar

 

“There are certain classes of individuals Who  to-day are not given a vote...

Such, for instance, are minors, criminals, lunatics, and peers.”

Representation Of The People (Women) Bill

Volume 52: debated on Tuesday 6 May 1913

 

“ey kari-i müteharri-i hakikat” diyordu eskiler. Biz yeniler muttasıl sayın okuyucu veyahut sevgili okur diyoruz. Okuyucu denilince üzerine müspet saydıkları bir tılsım takınanlar kulübünün alınganlık göstereceği yerlerden hayli uzaklardayız. “demokrasi kime kadar?” ana başlıklı serimizle yazarları olan Dobralı lakaplı Hasan ağabey ve Yakışıklı lakaplı bendeniz (Lakaplarımız etrafımızca yakıştırılmış lakaplardır.) bir hayli vakittir oyalandık. Dikkat namlı portalimizden evvela bu seriye Hasan ağabeyimle birlikte sırf idmanlı olalım diye açtığımız barbarcasesler namlı forumda başlamıştık. Dikkat’in yayın hayatına başlamasıyla birlikte seriyi bugünlere taşıdık. Uzun fasılalar verdik ama demokrasiyi taşlamayı sürdürdük. Gelgelelim her seride olduğu gibi bu serinin de doğumundan itibaren doğasında ölümü taşıdığını bilmek gerekti. Seriler de ölür, ölmelidir de. Maksadından taşan her fiil maksadı da öldürecek faili inşa eder.

Eser neşrinin kendine has usulleri elbette vardır. Ve ciddiyetle sürdürülmesi gereken işlerdendir. Yayımlanan kitap vb. basılı veyahut dijital yayınların bir girişi bir takdimi bir önsözü olmaklığı gerektir. Mezkûr serinin yazarları olarak biz seriye başlarken bu zaruriyeti serinin cenazesine tehir ettik. İyi mi ettik? Kötü mü ettik? Bu sorular bu ameldeki maksadımız için anlamsız sorular olarak kalacak. Tehir ettik de ne oldu? Taşladığımız, yukarıdan baktığımız, tiksindiğimiz ve kimi zaman da bağışlayınız tükürdüğümüz demokrasinin uygulanma biçiminden peydâh olan muzırlıkları değiştirebildik mi? Elbette hayır. Zaten değiştirmek için de yazmadık. Yürümek istediğimiz temiz yollar olsun, varsa temiz yol yürümek isteyenler tanış olalım, yoldaş olalım, en azından yanlışlara cepheden yanlış diyebilecek iman mertebesinde tutunalım diye yaptık. Evet, sevgili kari-i. Ama duamız da buradadır. Duamız odur ki bir gün hesap vakti geldiğinde, olanları edenler karşılaşacakları öfkeyi ve tiksintiyi sezebilsin. Yumruklarımız sıkı ve haklı bu bilinsin.

Niye bu yazıyı sona bıraktık. Açıkçası modern demokrasinin uygulanma biçiminin yarattığı terslikler bize ilham oldu. Madem bu cins demokrasi her şeyi tersten işletiyor, netice ile murat edilen arasında mutlak bir uzlaşmazlık peydâh ediyor; biz de serinin takdimini neden sonunda yapmayalım. Mevlüt helvası niyetine…

Demokrasiyi niye taşladık? Demokrasiyi taşladık da yerine ne konulacak? Demokrasiye tısladık da yerine sultayı, sultanlığı, krallığı koymaya alan mı açtık? Bu seriyi sürdürürken hep bu husus bir tarafından bizi rahatsız etti. W. Churchill’in demokrasi tanımını tekrar edip Dikkat okurunun canını sıkacak değiliz. Demokrasi çok matah bir yönetim şekli mi? Hangi yönetim şekli matah olabilir? Kur’an-ı Kerim’in bir yönetim çerçevesi çizmeyişi, işleri istişareyle ve ehil olanlarla icra edin denilişi acaba yönetim sistemlerinin hem özünde hem nihayetinde dünyevi şeyler oluşundan kaynaklanıyor olabilir mi? Yine de meselelerden biraz uzaklaşıp, sakinleşmeye çalıştığımızda demokrasi denilmiş yaratığın dünyevi yönetim sistemleri içerisinde en ıslah edilmeye müsait olanı olduğunu görüyoruz. Biz seri yazarları esasında demokrasinin uygulanış biçimine ve sandık fetişizmiyle peydâh edilen bozuk ve küflü memleket düzenine saldırdık. Demokrasinin özüne ilişkin konuşacağımız ve dahi konuşmamız gereken çok şeyimiz var ve olacak. Bir Türk Demokrasisi’nden bahsedeceğiz. Bir Türk Demos’undan. Türk’ün gücünden bahsetmekle başlayacağız muhakkak buna. Halatlarımızı Türk Milleti’nin güç kaynaklarına bağlayacağız. Türk Milleti’nin tarih boyunca ayakta kalmasını sağlayan iki temel damardan biri Sünni karakteri, diğeri Ordu-Millet vasfıdır. Öncelikle bunu zihnimize kazıyacağız. Türk Milleti'nin seciyesi neredeyse Demos’unu da oradan kurmak gerekecek. Bu kalın meseleye bir işaret fişeği atmış oluyoruz. Yükünü çekecek yiğitleri bekliyor.   

Dünya Sistemi’nin hegemonyasına arıza çıkarabilecek toplulukların oluşmasının tedbiri, hem demokrasinin uygulanış biçimi yozlaştırılarak hem de iktisadi ve sosyal dolaplar çevrilerek alındı. Toplumu bozan, aileyi dağıtan, erkekleri yumuşatan, kadınları yoldan çıkartan, çocukları istismar eden ve nihayetinde fertleri yalnızlaştıran ve yozlaştıran zemin avam faşizmine meyleden yeni bir demokrasi cinsi ile yatağını buldu. Biz bu yeni cins demokrasiye Tedbirli Demokrasi diyeceğiz. Tedbirli Demokrasi’yi sandığa ve eşit oya bağlayarak milletleri karartılmış rızalarıyla köleleştiren Dünya Sistemi’ne arıza çıkartmak Türklerin boynunun borcudur. Maişet derdiyle ve yetersiz bilgiyle bir yaşam sürdüren yığınların herhangi bir seçmesinin doğru olacağı kabulü akla ziyandır. Bir kalabalığı kalabalık olmaktan çıkarıp toplum yapan şeyler için o kalabalık ancak kendi içinden seçkinlerini öne atmayı becerebilmesiyle bu amelinin hakkını verebilir. Kendi seçkinlerine gebe olmayan ve lohusalığın hakkını vermeyen toplum elbette kuru kalabalık olarak kalacak, koşa koşa sandığa gidip oyunu atacak, oturacağı eve 10-15 sene banka kredisi ödeyecek ve borç kölesi olarak yaşayacak, gelecek kuşakların boynuna da aynı boyunduruğun daha katmerlisini takıştıracaktır.

“Demokrasi Kime Kadar?” serimizi demokrasinin mevcut uygulama biçimini yerden yere vurmak üzere yazdık. Bir Türk Demokrasisi’ni elbette konuşacağız.  Sürç-i lisan ettiğimiz olmuştur. Çünkü demokrasiler ağzı olanın konuştuğu rejimlerdir sevgili okur. Ayrıca demokrasilerde sandıklara sahip çıkılmalı; her ay kira, konut kredisi ve taşıt kredisi taksitleri de vadesinde ödenmelidir. Bunu da söylemeden yazıyı kapatmamış olalım. Başka serilerde buluşmak niyetindeyiz.

Demokrasiyi sandık faşizminden kurtarabilirsek ne âlâ. Kurtaramazsak yandı gülüm keten helva!

 

Mehmet Ali ALBAYRAK
            10 Safer 1448

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar